www.sanliurfa63haber.com
Bugun...


Muhammet Baran ASLAN

facebook-paylas
URFALI ŞAİR NÂBÎ
Tarih: 30-09-2020 09:59:00 Güncelleme: 30-09-2020 09:59:00


URFALI ŞAİR NÂBÎ MERHUM
HAYAT HİKÂYESİ
1642 senesinde Şanlıurfa’da doğan Urfalı Şair Nâbî’nin asıl ismi Yusuf’ dur. Zamanın taşrasında sefalet içinde büyümüş lakin gerek ilmî, edebî, dinî yönlerden gerekse sanat yönünden kendini geliştirmiş, bu sonsuz yolların her birinde büyük mesafe kat etmiştir. 24 yaşına ulaştığında zamanın payitahtı olan İstanbul’a gelmiş ve hayatını burada idame ettirmiştir. Bir yandan ilim tahsiline devam etmiş bir yandan da kısa zamanda isminden söz ettirmeye başlamış, şiirleri zamanın üstatların dilinden düşmez olmuştur. İstanbul’da geçirdiği dönemde birçok tecrübe edinmiş, zamanın büyük şairleri ile tanış olmuş, paşalarla ve saray efradıyla ilişkiler kurmuştur. Daha sonraları ömrünün yaklaşık 25 yılını Halep’te tüketmiş devletin sağladığı imkânlar dahilinde rahat bir hayat sürdürmüş eserlerinin çoğunu da Halep’te kaleme almıştır. Lakin onun rahatı sadece dış görünüşte ve günlük işlerdedir. Zira Nâbî fikir sancıları, gönül yangınları ile hemhal olmuştur. Daha sonra Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca  Nâbî’yi yanına aldırmıştır. 
Urfalı Şair Nabi ’nin dikkatleri celp eden bir yönü ise bazı kaynaklarda geçen müzisyenliğidir. Sesinin güzel olduğu bilinen şair ruhun gıdalarından birinin de musiki olduğunu düşünmüş olsa gerek ki Seyyid Nuh mahlası ile besteler yapmıştır. 12 Nisan 1712 tarihinde vefat etmiş, Üsküdar'da Karacaahmet Mezarlığına defnedilmiştir.

SANATKÂRLIĞI 
Şiirlerine baktığımızda Nâbî merhumun  ilim ile sanatı, fikir ile hissi en güzel biçimde bir araya getirdiğini adeta bir potada eritip yeni bir şekil ile gönül sofralarımıza sunduğu görülür. Zira Nâbî Osmanlı’nın duraklama devrinde yaşamış bir şairdi. Her ne kadar fetihler, başarılar, genişlemeler, kazançlar devam etse de Yavuz, Fatih, Kanunî gibi sultanlar idrak etmiş ve dünya gücü olmuş bir devlet için o zaman ki durum bozulmaya-yozlaşmaya doğru bir gidiş olduğunu düşündürmekteydi. İşte bu ahvâl Urfa’nın bağrından kopmuş dine ve ahlaka önem veren şairimizi didaktik şiirler yazmaya itmişti. Lakin o bunu birkaç kuru söz ve alışıla gelmiş, hatta kalıplaşmış nasihat cümleleri şeklinde yapmıyor, ilgi çekici, akılda kalıcI, kulağa hoş gelen, incitmeyen, mütevazı, sanatlı bir dille âlimane şekilde yapıyordu. Ona göre şiir insanlara bir şey katmalıydı. Ya his, ya düşünce ya idrak… Bu yüzden şiirleri çözüm odaklı olmuş lakin bunu daha çok kalbî bir şekilde yapmaya çalışmıştır. Çokça yazmış, değişik konulardan bahsetmiş ve her zaman ahlakçı bir tavır takınmıştır. XVII. asır dîvân şiirinde bir "tefekkür" edebiyatı çığırı açmış, şiire farklı bir şahsiyet kazandırmıştır
 Eserleri zamanın diline göre biraz daha sade ve anlaşılır düzeydedir. Şu beyti bugün dahi anlaşılacak mahiyettedir:
"Bende yok sabr-ı sükûn, sende vefadan zerre,
  İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kere."
Bu beyitte Nâbî mahlasının nereden geldiği de belli olmaktadır. Zira "Nâ" ve "bî" kelimeleri Arapça ve Farsça da 'yok' manasına gelmektedir.
HAYATINDAN SAHNELER
Nâbî çalışkan, edepli, tecrübeli, kabiliyetli, samimi, dürüst, mütevazı, âlim biri olduğundan yaşadığı dönemde dahi ilgi ve saygı görmüş, farklı vakalar yaşamış ve bu vakalar kayıtlara geçmiştir. Sözü ile özü bir olan şairimizin eserleri kadar yaşadığı vakalar da ders verici niteliktedir. Bu vakalardan biri şöyle neş’et etmiştir:
‘  Bir zaman Çorlulu Ali Paşa’nın emri ile hanesi yıkılınca öyle bir gazel yazmıştır ki ‘keşke yüz evi olsaydı, yüzü de yıkılsaydı da böyle yüz eser yazsaydı’ denmiştir. Bu gazel lise sıralarından aşina olduğumuz özet olarak “ Çok da  mağrur olma biz ne adamlar, sultanlar, kehkeşanlar gördük şimdi yıkılıp gittiler de yeller esiyor yerlerinde” manasındaki şu gazelidir :

“ Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz
Biz neşâtın da gâmın da rûzgârın görmüşüz
Çok da mağrûr olma kim meyhâne-i ikbâlde
Biz hezârân mest-i mağrûrun humârın görmüşüz

Top-ı âh-ı inkisâra pây-dâr olmaz yine
Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz

Bir hurûşiyle eder bin hâne-i ikbâli pest
Ehl-i derdin seyl-i eşk-i inkisârın görmüşüz

Bir hadeng-i cân-güdâz-ı âhdır sermâyesi
Biz bu meydânın nice çâbük-süvârın görmüşüz

Bir gün eyler dest-beste pây-gâhı cây-gâh
Bî-aded mağrûrun sadr-ı i’tibârın görmüşüz

Kâse-i deryûzeye tebdîl olur câm-ı murâd
Biz bu bezmin Nâbîyâ çok bâde-hârın görmüşüz ”


Bir diğer hadise ise 4. Mehmed zamanında Hacca giden Surre alayında geçmiştir. Üstadın da içinde bulunduğu kafileden bir ağa tam Medine-i Münevvere’ ye yaklaşıldığı sırada yol yorgunluğu ile uykuya dalınca büyük meşakkat ve heyecan ile geçen bir yolculuğun ardından Efendimize bu kadar yaklaşılmışken uyumayı edebe mugayir gören şair gür bir ses ile hikmet yüklü birkaç beyit terennüm eder.

‘Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ’dır bu!
Nazargâh-i ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ’dır bu.

Habîb-i Kibriyânın hâb-gâhıdır fazîletde,
Tefevvuk-kerde-i Arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu.

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i âdem zâil,
Â’mâdan açdı mevcûdât dü çeşmin; tûtiyâdır bu.

Felekde mâh-ı nev Bâb’üs-Selâmın sîne-çâkidir,
Bunun kandîli cevzâ Matla-ı nûr-i ziyâdır bu.

Mürâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha,
Matâf-ı kudsiyâdır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu. ‘

Beyitlerde mealen şöyle denilmektedir ‘ sakın edebi terk etme burası öyle bir yerdir ki âlemin hürmetine yaratıldığı Son Peygamberin, Gönüllerin Efendisinin  istirahatgâhıdır. Bu kapıdan mağrur olarak veya uyuşuk bir şekilde değil eşik öpülerek girilir’

Üstad beyitlerde öyle bir tavır takınmıştır ki hem ağayı tenkit etmiş, hem ders vermiş hem Peygamberimizi övmüş hem de en son beyitte mahlasını kullanarak sanki bu sözleri kendi kendine söylüyormuş gibi davranıp muazzam bir tevazu örneği sergilemiştir. Daha sonraları ise bu şiire nazire veya tahmis olduğunu anladığımız ‘Ruhadır bu’ redifli birçok şiir yazılmıştır.

ESERLERİ
1. Türkçe Divân 
2. Farsça Dîvânçe
3. Tercüme-i Hadîs-i Erbaîn
4. Hayriyye
5. Hayrâbâd
6. Sur-nâme
7. Fetih-nâme-i Kamaniçe
8. Tuhfet ül-Harameyn
9. Zeyl-i Siyer-i Veysî
10. Münşeat
 
 MUHAMMET BARAN ASLAN



Bu yazı 1233 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HAVA DURUMU
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI